Türkiye’de son yıllarda hızla artan fiyatlar, ekonominin kötüye gitmesinde ve enflasyonun tırmanmasında en önemli etkenlerden biri haline geldi. Elbette küresel koşullar, üretim maliyetleri ve dövizdeki oynaklık bu süreci etkiliyor; ancak iç piyasadaki fahiş fiyat uygulamaları da krizi derinleştiren ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Oysa serbest piyasa ekonomisi, 1990’larda Turgut Özal hükümetinin ülkeye kazandırdığı bir politika olarak, rekabeti artırmayı ve esnafa fiyat indirme konusunda teşvik sağlamayı amaçlıyordu. Böylece hem tüketici korunacak hem de esnaf kaliteli ürün ve uygun fiyatla ön plana çıkarak kazanç sağlayacaktı.
Ne var ki bugün gelinen noktada bazı esnafın bu mantığı tamamen tersine çevirdiğini görüyoruz. Rekabetin yerini adeta zam yarışına bırakmış bir piyasa düzeni hâkim. Gıda ürünlerinden temel ihtiyaçlara, araç gereçlerden kiralara ve konut satışlarına kadar her alanda “fahiş fiyat” uygulamaları yaygınlaşmış durumda.
Bir dönem 10 liraya alınan bir ürün en fazla 20 liraya satılıyorken, bugün aynı ürünün 100 liraya satılması normalmiş gibi karşılanıyor. Bu durum, sadece ekonomik bir problem değil; aynı zamanda ticari ahlakın erozyona uğramasıdır.
Sorunun bir başka boyutu ise denetim eksikliği. Fiyat artışlarının ve yüksek faiz ortamının oluşturduğu baskıya rağmen, piyasalarda yeterli ve etkili bir denetimin bulunmaması fırsatçıların işini kolaylaştırıyor. Ticaret il müdürlüklerinin tek başına bu yükü taşıması mümkün değil. Yerel yönetimlere de denetim ve yaptırım yetkisi verilseydi hem sahadaki personel sayısı artar hem de kontrol mekanizması daha güçlü işlerdi.
Devletin, hem fiyat istikrarı hem de ticari ahlakın korunması adına daha kararlı ve kapsamlı adımlar atması gerekiyor. Aksi halde enflasyonun kötüye gitmesi sadece ekonomiyi değil, toplumun sosyal dokusunu da derinden etkilemeye devam edecek. Artan fiyatlar sadece raflara değil, hayatlarımızın tam ortasına yansıyor. Gelir seviyesi düşen milyonlarca vatandaş açlık sınırında yaşam mücadelesi veriyor, geçim zorluğu sebebiyle yuvalar dağılıyor, toplumsal huzur sarsılıyor.
Ekonomik istikrar, yalnızca rakamlardan ibaret değildir; aynı zamanda toplumun moralini, ahlakını ve yaşam kalitesini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle yapılması gereken, fahiş fiyat politikasının önüne geçmek ve piyasaya yeniden dengeyi sağlayacak güçlü bir denetim sistemi kurmaktır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hülya Gülbulak
Esnaf Zam Yarışında
Türkiye’de son yıllarda hızla artan fiyatlar, ekonominin kötüye gitmesinde ve enflasyonun tırmanmasında en önemli etkenlerden biri haline geldi. Elbette küresel koşullar, üretim maliyetleri ve dövizdeki oynaklık bu süreci etkiliyor; ancak iç piyasadaki fahiş fiyat uygulamaları da krizi derinleştiren ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Oysa serbest piyasa ekonomisi, 1990’larda Turgut Özal hükümetinin ülkeye kazandırdığı bir politika olarak, rekabeti artırmayı ve esnafa fiyat indirme konusunda teşvik sağlamayı amaçlıyordu. Böylece hem tüketici korunacak hem de esnaf kaliteli ürün ve uygun fiyatla ön plana çıkarak kazanç sağlayacaktı.
Ne var ki bugün gelinen noktada bazı esnafın bu mantığı tamamen tersine çevirdiğini görüyoruz. Rekabetin yerini adeta zam yarışına bırakmış bir piyasa düzeni hâkim. Gıda ürünlerinden temel ihtiyaçlara, araç gereçlerden kiralara ve konut satışlarına kadar her alanda “fahiş fiyat” uygulamaları yaygınlaşmış durumda.
Bir dönem 10 liraya alınan bir ürün en fazla 20 liraya satılıyorken, bugün aynı ürünün 100 liraya satılması normalmiş gibi karşılanıyor. Bu durum, sadece ekonomik bir problem değil; aynı zamanda ticari ahlakın erozyona uğramasıdır.
Sorunun bir başka boyutu ise denetim eksikliği. Fiyat artışlarının ve yüksek faiz ortamının oluşturduğu baskıya rağmen, piyasalarda yeterli ve etkili bir denetimin bulunmaması fırsatçıların işini kolaylaştırıyor. Ticaret il müdürlüklerinin tek başına bu yükü taşıması mümkün değil. Yerel yönetimlere de denetim ve yaptırım yetkisi verilseydi hem sahadaki personel sayısı artar hem de kontrol mekanizması daha güçlü işlerdi.
Devletin, hem fiyat istikrarı hem de ticari ahlakın korunması adına daha kararlı ve kapsamlı adımlar atması gerekiyor. Aksi halde enflasyonun kötüye gitmesi sadece ekonomiyi değil, toplumun sosyal dokusunu da derinden etkilemeye devam edecek. Artan fiyatlar sadece raflara değil, hayatlarımızın tam ortasına yansıyor. Gelir seviyesi düşen milyonlarca vatandaş açlık sınırında yaşam mücadelesi veriyor, geçim zorluğu sebebiyle yuvalar dağılıyor, toplumsal huzur sarsılıyor.
Ekonomik istikrar, yalnızca rakamlardan ibaret değildir; aynı zamanda toplumun moralini, ahlakını ve yaşam kalitesini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Bu nedenle yapılması gereken, fahiş fiyat politikasının önüne geçmek ve piyasaya yeniden dengeyi sağlayacak güçlü bir denetim sistemi kurmaktır.