Çoğu zaman çocukların davranışlarını anlamaya çalışırken tek bir soruya takılırız: “Nedenböyleyapıyor?”
Oysa belki de sormamız gereken soru çok daha farklıdır. Çünkü davranış dediğimiz şey, aslında çoğu zaman kelimelere dökülemeyen bir mesajdır.
Çocuklar duygularını her zaman sözcüklerle ifade edemez.
Bu nedenle ağlama, öfkenöbetleri, vurma, itmeyadainatlaşma gibi davranışlar çoğu zaman bir problemden ziyade, görünmeyen bir ihtiyacın dışa vurumudur.
Yani davranış...
Anlaşılmayı bekleyen bir dil gibidir.
Bu noktada şunu hatırlamak gerekir: Herdavranışbirproblemdeğildir; bazensadecebüyümeninayaksesleridir.
Örneğin:
• 2-4 yaş döneminde inatlaşma ve “hayır” deme, bir birey olma çabasıdır.
• 3-5 yaş döneminde paylaşma becerisinin tam gelişmemiş olması, mülkiyet algısının bir parçasıdır.
• 5 yaş civarında kuralları zorlama ise dünyayı ve sınırları test etme sürecidir.
Bu nedenle, yaşına uygun bu doğal tepkileri “problem” olarak etiketlemek, çocuğu yanlış değerlendirmemize ve aradaki bağı zedelememize neden olur.
Pekibudurumdayaklaşımımıznasılolmalı?
Asıl fark, sorduğumuz soruda gizlidir. “Bu çocuk neden böyle yapıyor?” yerine, “Buçocukbananeanlatmayaçalışıyor?” diye sormaya başladığımız an, aslında çözümün kapısını aralamış oluruz.
Bu bakış açısını biraz daha derinleştirdiğimizde, birkaç önemli noktayı görmek mümkündür:
Gelişimmi, Problemmi?
Örneğin erken yaşlarda bir çocuğun paylaşmak istememesi ya da “hayır” demesi bir saygısızlık değil, gelişimin doğal bir evresidir. Çocuğu yaşının gereği olan davranışlar üzerinden etiketlemek, onu anlamayı zorlaştırır.
Çocuk için ilgi, nefes almak gibidir; ilgi göremediğinde bunu davranışlarıyla arar. Çünkü fark edilmemek, çocuk için ağır bir duygudur.
Söylenenden çok gördüğünü öğrenir çocuklar. Bu yüzden tutarlılık, güven duygusunun en önemli temelidir.
Sakin ve dengeli bir yetişkin modeli, en etkili öğretim aracıdır. Çocuğun duygularını düzenlemeyi öğrenmesi, önce yetişkinin duygusunu yönetmesiyle başlar.
Bu noktada sıkça sorulan bir başka soru da cezanın etkisidir:
Cezaçözümmüdür ?
Ceza, davranışı kısa süreli durdurabilir.
Ama duyguyu çözmez.
Bağırmak ya da cezalandırmak, çoğu zaman sadece davranışı bastırır;
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Meryem Selvi
Çocuklarda Davranışın Dili Problem mi, Mesaj mı?
Çocuklarda Davranışın Dili
Problem mi, Mesaj mı?
Çoğu zaman çocukların davranışlarını anlamaya çalışırken tek bir soruya takılırız: “Neden böyle yapıyor?”
Oysa belki de sormamız gereken soru çok daha farklıdır. Çünkü davranış dediğimiz şey, aslında çoğu zaman kelimelere dökülemeyen bir mesajdır.
Çocuklar duygularını her zaman sözcüklerle ifade edemez.
Bu nedenle ağlama, öfke nöbetleri, vurma, itme ya da inatlaşma gibi davranışlar çoğu zaman bir problemden ziyade, görünmeyen bir ihtiyacın dışa vurumudur.
Yani davranış...
Anlaşılmayı bekleyen bir dil gibidir.
Bu noktada şunu hatırlamak gerekir: Her davranış bir problem değildir; bazen sadece büyümenin ayak sesleridir.
Örneğin:
• 2-4 yaş döneminde inatlaşma ve “hayır” deme, bir birey olma çabasıdır.
• 3-5 yaş döneminde paylaşma becerisinin tam gelişmemiş olması, mülkiyet algısının bir parçasıdır.
• 5 yaş civarında kuralları zorlama ise dünyayı ve sınırları test etme sürecidir.
Bu nedenle, yaşına uygun bu doğal tepkileri “problem” olarak etiketlemek, çocuğu yanlış değerlendirmemize ve aradaki bağı zedelememize neden olur.
Peki bu durumda yaklaşımımız nasıl olmalı?
Asıl fark, sorduğumuz soruda gizlidir. “Bu çocuk neden böyle yapıyor?” yerine, “Bu çocuk bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye sormaya başladığımız an, aslında çözümün kapısını aralamış oluruz.
Bu bakış açısını biraz daha derinleştirdiğimizde, birkaç önemli noktayı görmek mümkündür:
Gelişim mi, Problem mi?
Örneğin erken yaşlarda bir çocuğun paylaşmak istememesi ya da “hayır” demesi bir saygısızlık değil, gelişimin doğal bir evresidir. Çocuğu yaşının gereği olan davranışlar üzerinden etiketlemek, onu anlamayı zorlaştırır.
Çocuk için ilgi, nefes almak gibidir; ilgi göremediğinde bunu davranışlarıyla arar. Çünkü fark edilmemek, çocuk için ağır bir duygudur.
Söylenenden çok gördüğünü öğrenir çocuklar. Bu yüzden tutarlılık, güven duygusunun en önemli temelidir.
Sakin ve dengeli bir yetişkin modeli, en etkili öğretim aracıdır. Çocuğun duygularını düzenlemeyi öğrenmesi, önce yetişkinin duygusunu yönetmesiyle başlar.
Bu noktada sıkça sorulan bir başka soru da cezanın etkisidir:
Ceza çözüm müdür ?
Ceza, davranışı kısa süreli durdurabilir.
Ama duyguyu çözmez.
Bağırmak ya da cezalandırmak, çoğu zaman sadece davranışı bastırır;
duygular ise içeride birikmeye devam eder.
Oysa çocukların ihtiyacı bastırılmak değil;
anlaşılmak, kabul edilmek ve doğru şekilde yönlendirilmektir.
Yetişkinin sakinliği, çocuğun duygularını düzenlemesine rehber olur.
Birçok davranışın altında görünmeyen nedenler vardır.
Kıskançlık, yorgunluk, açlık, uyku sorunları…
Bazen de sadece anlaşılma ihtiyacı.
Davranışı yargılamadan önce, ihtiyacı anlamak gerekir.
Sonuç; olarak; davranışı değiştiren şey baskı değil, bağdır.
Bir çocuğun kalbine dokunmadan, davranışına yön vermek mümkün değildir.
Davranış buzdağının görünen yüzü, ihtiyaç ise derinlerde saklı olan asıl hikâyedir.
Ve bir çocuk…
anlaşıldığını hissettiği anda değişmeye başlar.