Toplumun aynası çocuklardır deriz ya… O aynaya bugün baktığımızda gördüğümüz manzara gerçekten ürkütücü.
Eskiden öğretmen, sadece ders anlatan biri değildi; bir yol gösterici, bir rehber, bir saygı abidesiydi. Şimdi ise ne yazık ki öğretmene karşı gelmenin, ses yükseltmenin, hatta şiddet uygulamanın sıradanlaştığı bir dönemin içindeyiz. Öğretmeni dövmeye kalkmak, silah doğrultmak, hayatına kast etmek… Bunlar bir toplum için sadece “haber” değil, açık bir çöküşün işaretleridir.
Peki bu noktaya nasıl geldik?
Cevap aslında çok uzak değil: İlgisiz aileler, sorumluluktan kaçan ebeveynler ve değerler eğitiminin yerini boşlukların aldığı bir düzen. Çocuk, saygıyı önce evde öğrenir. Anne-babasına karşı ses yükselten, sınır tanımayan bir çocuk; öğretmenine de, topluma da aynı şekilde davranır. Çünkü ona “dur” diyen, doğruyu yanlışı gösteren bir el olmamıştır.
Daha da düşündürücü olan ise şu: Bugünün çocukları hayal kurarken bile yön değiştiriyor. Öğretmen, hakim, doktor, polis, asker, mûhendis,mimar profesör, pilot vs olmak yerine; kolay yoldan güç ve para kazanmayı temsil eden yanlış rollere özenen bir anlayış yayılıyor. “Mafya olmak” gibi kavramların bazı zihinlerde cazip hale gelmesi, sadece bireysel bir sorun değil; kültürel bir kırılmanın açık göstergesidir.
Bu durum bize şunu anlatıyor: Rol modeller değişmiş, değerler yer değiştirmiş. Emek, sabır ve eğitim yerine; güç, korku ve kısa yoldan kazanma algısı öne çıkmış. Oysa bu yolun sonu ne başarıdır ne de saygınlık… Sadece çöküştür.
Bugün öğretmene yapılan saygısızlık, aslında yarının toplumsal krizinin habercisidir. Öğretmene değer vermeyen bir toplum, kendi geleceğine sırtını dönmüş demektir. Çünkü öğretmen; doktoru, mühendisi, askeri, yöneticiyi yetiştirendir. Ona uzanan el, aslında hepimizin yarınlarına uzanmış bir tehdittir.
Aileler artık şunu anlamalı: Çocuğu savunmak ile çocuğu doğru yetiştirmek aynı şey değildir. Her durumda “benim çocuğum yapmaz” demek, gerçeği örtmekten başka bir şey değildir. Asıl görev, yanlış yaptığında onu uyarabilmek, sınır koyabilmek ve saygıyı öğretmektir.
Bugün geldiğimiz noktada kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Biz çocuk mu yetiştiriyoruz, yoksa kontrolsüz bireyler mi?
Toplum olarak yeniden değerlerimize dönmezsek, saygıyı ve terbiyeyi yeniden inşa etmezsek; öğretmenine saygı duymayan, emeğe değer vermeyen bir neslin yarın kimseye saygı duymayacağını kabul etmek zorunda kalacağız.
Ve o zaman sorun sadece öğretmen meselesi olmaktan çıkacak…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Berber
Öğretmen Susarsa, Toplum Çöker
Toplumun aynası çocuklardır deriz ya… O aynaya bugün baktığımızda gördüğümüz manzara gerçekten ürkütücü.
Eskiden öğretmen, sadece ders anlatan biri değildi; bir yol gösterici, bir rehber, bir saygı abidesiydi. Şimdi ise ne yazık ki öğretmene karşı gelmenin, ses yükseltmenin, hatta şiddet uygulamanın sıradanlaştığı bir dönemin içindeyiz. Öğretmeni dövmeye kalkmak, silah doğrultmak, hayatına kast etmek… Bunlar bir toplum için sadece “haber” değil, açık bir çöküşün işaretleridir.
Peki bu noktaya nasıl geldik?
Cevap aslında çok uzak değil: İlgisiz aileler, sorumluluktan kaçan ebeveynler ve değerler eğitiminin yerini boşlukların aldığı bir düzen. Çocuk, saygıyı önce evde öğrenir. Anne-babasına karşı ses yükselten, sınır tanımayan bir çocuk; öğretmenine de, topluma da aynı şekilde davranır. Çünkü ona “dur” diyen, doğruyu yanlışı gösteren bir el olmamıştır.
Daha da düşündürücü olan ise şu: Bugünün çocukları hayal kurarken bile yön değiştiriyor. Öğretmen, hakim, doktor, polis, asker, mûhendis,mimar profesör, pilot vs olmak yerine; kolay yoldan güç ve para kazanmayı temsil eden yanlış rollere özenen bir anlayış yayılıyor. “Mafya olmak” gibi kavramların bazı zihinlerde cazip hale gelmesi, sadece bireysel bir sorun değil; kültürel bir kırılmanın açık göstergesidir.
Bu durum bize şunu anlatıyor: Rol modeller değişmiş, değerler yer değiştirmiş. Emek, sabır ve eğitim yerine; güç, korku ve kısa yoldan kazanma algısı öne çıkmış. Oysa bu yolun sonu ne başarıdır ne de saygınlık… Sadece çöküştür.
Bugün öğretmene yapılan saygısızlık, aslında yarının toplumsal krizinin habercisidir. Öğretmene değer vermeyen bir toplum, kendi geleceğine sırtını dönmüş demektir. Çünkü öğretmen; doktoru, mühendisi, askeri, yöneticiyi yetiştirendir. Ona uzanan el, aslında hepimizin yarınlarına uzanmış bir tehdittir.
Aileler artık şunu anlamalı: Çocuğu savunmak ile çocuğu doğru yetiştirmek aynı şey değildir. Her durumda “benim çocuğum yapmaz” demek, gerçeği örtmekten başka bir şey değildir. Asıl görev, yanlış yaptığında onu uyarabilmek, sınır koyabilmek ve saygıyı öğretmektir.
Bugün geldiğimiz noktada kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Biz çocuk mu yetiştiriyoruz, yoksa kontrolsüz bireyler mi?
Toplum olarak yeniden değerlerimize dönmezsek, saygıyı ve terbiyeyi yeniden inşa etmezsek; öğretmenine saygı duymayan, emeğe değer vermeyen bir neslin yarın kimseye saygı duymayacağını kabul etmek zorunda kalacağız.
Ve o zaman sorun sadece öğretmen meselesi olmaktan çıkacak…
Bir toplumun varoluş meselesine dönüşecek.